Emekliliğiniz Çalınıyor, Sonra Size Geri Satılıyor | BES, TES ve Emeklilik Tuzağı
Bu Bölüm Hakkında
Bu bölümde Prof. Dr. Ceyhun Elgin, kamusal emeklilik sistemlerinin küresel çapta nasıl zayıflatıldığını ve bireysel emeklilik modellerinin finans sektörünü nasıl beslediğini anlatıyor. Türkiye'deki SGK krizinden yola çıkarak, devletin emeklilik sorumluluğunu bireye yüklediği neoliberal politikaların yıkıcı sonuçları tartışılıyor. Özellikle gündemdeki Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) ile kıdem tazminatının fona devri riskleri masaya yatırılırken, bireysel fonların enflasyon karşısındaki erimesi ve geçmişteki başarısız denemeler hatırlatılıyor. Bölüm, emekliliğin sosyal bir güvenceden çıkarılıp yapısal bir mülksüzleştirme aracına dönüşmesinin ekonomi politiğini gözler önüne seriyor.
Ele Alınan Konular
- Küresel ve yerel ölçekte artan emekli yoksulluğu
- Kamusal emeklilik sistemlerinin zayıflaması ve SGK'nın yapısal sorunları
- Emeklilik sorumluluğunun devletten bireye devredilmesi
- Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) fonlarının enflasyon karşısındaki erimesi
- Yeni Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi (TES) planları ve içerdiği riskler
- Kıdem tazminatının fona devredilmesi tehlikesi
Kayıt Dışı İktisat kanalından herkese merhabalar. Ben Profesör Doktor Ceyhun Elgin. Bugün size e İstanbul’dan değil aslında Türkiye’de Anadolu’dan başka bir şehirden sesleniyorum. Bursa’dan e sesleniyorum. Eee biliyorsunuz kanalımızda pazartesi, çarşamba, cuma günleri, sabah saatlerinde canlı yayınlar, Salı, Perşembe ve hafta sonunda tematik yayınlar yani belli bir konu üzerine yayınlar yapıyoruz. Bugünkü konu başlığımızda emekliliğinizin çalınması. Şimdi biliyorsunuzdur. Eminim ki ailenizde daha ziyade gençler izliyor bu kanalı ama e muhtemelen ailenizle veya gene izleyenler arasında varsa emekli mutlaka vardır. Ve Türkiye’de ortalama emekli maaşı asgari ücretin şu anda altında. 2530 yıl boyunca çalışmış, belki daha fazla çalışmış, prim ödemiş, vergi vermiş insanlar emekli olduklarında yoksulluk sınırının altında bir gelirle yaşamak zorundalar. ve e emeklilerin önemli bir kısmı ya çalışmaya devam ediyor bu durumda ya çocuklarına muhtaç ya da borçlanıyor. Eee OECD verilerine göre Türkiye’nin de üye olduğu eee bir kuruluş biliyorsunuz zengin Birleşmiş Milletler üyeleri diyelim OECD’ye 3 aşağı 5 yukarı belli başlı bütün gelişmiş ülkeler ve Türkiye Meksika Chili falan var üye olarak OECED verilerine göre Türkiye’de emekli gelirinin çalışırken elde edilen geliri oranı yani buna net gelir ikame oranı deniyor %60 civarında ama bu resmi rakam gerçeği yansıtmıyor. Çünkü enflasyon emekli maaşını eritiyor. sağlık harcamaları artıyor ve kira yükseliyor. Amerika’da durum farklı mı diye soracaksınız. Eee, Amerikalıların yarısından fazlası emeklilik için yeterli birikimi yok. 65 yaş üstü Amerikalıların %23’ü hala çalışıyor. Amerika’da gidin süpermarketlerde 8090 yaşında çalışan teyzeler göreceksiniz. E, çoğu keyiften değil bunların bu arada. Geçinmek için çalışıyorlar. E, İngiltere’de emeklilik yaşı 68’e çıkartılıyor. Fransa’da emeklilik yaşının 62’den 64’e çıkarılması milyonları sokağa döktü. Ülke tarihinin en büyük grevlerinden bir tanesi yaşandı. Bunu Fransa videosunda zaten konuşmuştuk. Japonya’da yaşlı yoksulluğu kavramı yeni bir toplumsal krize dönüştü. Güney Kore’de yaşlı intihar oranı OECD’nin en yükseği ve bunun arkasındaki en büyük faktör de ekonomik güvencesizlik. Yaşlılık dediğimiz şey aslında insanlık tarihinin büyük bölümünde topluluk tarafından, toplum tarafından taşınan bir sorumluluktu. Şimdi bireysel bir risk haline dönüştürülmüş vaziyette. Şimdi diğer tarafa bakalım. Bir yandan da küresel emeklilik fonları 55 trilyon doları aştı. Dünyanın en büyük sermaye havuzlarından bir tanesi. İşte Türkiye’de de biliyorsunuz best’tir, OKS’dir, ne bileyim testtir. Amerika’da 401K diye bir sistem var. Süper form vesaire. Bunlar her ülkede farklı isimler taşıyorlar. Ama hep aynı mantık var aslında. Emeklilik tasarruflarınız finans sektörünün yönetimine aktarılıyor. Fon yönetim şirketleri komisyonlar ve kesintilerle bu devasa havuzdan milyarlarca dolarlar kazanıyorlar. Tanıdık geliyor mu size bu? Bir tarafta emeklilik güvencesi eriyor. Diğer tarafda ise emeklilik endüstrisi büyüyor. Sistem emekliliğinizi çalıyor adeta. Sonra size bireysel çözüm satıyor. İşte bugün size bu emeklilik sistemlerinin ekonomi politiğini anlatmak istiyorum. Bu kesinlikle işte BES’e girin, şuna girin, fon seçiminizi iyi yapın, şöyle fon seçin, erken başlayın, şu kadar yatırın vesaire falan bir finans danışmanlığı videosu değil bu. Kamusal emeklilik güvencesi dediğimiz şeyin aslında nasıl sistematik olarak zayıflatıldığının, bu boşluğun nasıl özel sektöre kar alan olarak açıldığını ve emekliliğin neden bireysel bir tasarruf sorunu değil de yapısal bir mülksüzleştirme biçimi olduğunun hikayesi olacak. Hazırsanız başlayalım. Şimdi kamusal emeklilik sistemi dediğimiz şey nasıl doğdu? 19. yüzyılın sonunda Bismark Almanya’sında e 1889 yılında eee dünyanın ilk kapsamlı emeklilik sigortası yasası çıktı. Motivasyon da şuydu. Sosyalist harekete karşı işçi sınıfını devlete bağlamak. Ama sonuç tarihte ilk kez yaşlılığın toplumsal bir sorumluluk olarak tanınması oldu aslında. Ve 20. yüzyıl boyunca bu model genişledi. Amerika’da işte konuştuk bunu Amerikan eee ekonomisi serisinde. Social security yani sosyal güvenlik sistemi 1935’te, İngiltere’de beverage modeli dediğimiz emeklilik sistemi 1942’de Türkiye’de emekli sandığı 1949’da, SSK 1945’te kuruldu. I. Dünya Savaşı sonrasında Refah Devleti döneminde kamusal emeklilik dediğimiz şey sosyal sözleşmenin temel taşıydı. Çalış, prim öde, yaşlandığında devlet seni korur. Bu sistem mükemmel değildi. Bunu iddia etmiyorum kesinlikle. Ama bir tür güvence sağlıyordu ve 1980’li yıllara kadar da büyük ölçüde işlevini sürdürdü. Ne oldu 1980’lerde? Neoliberal dönüşüm? Zaten bu kanalda konuşuyoruz. Techer Regagan ve ardından gelen Washington konsensüsü kamusal emeklilik sistemlerini sürdürülemez ilan etti. Argüman da şuydu. Nüfus yaşlanıyor. Doğum oranları düşüyor. Çalışan başına emeklilik artıyor. Sistem iflas edecek. Şimdi bu argümanın bir kısmı demografik olarak doğru. Evet. Ama çözüm olarak sunulan reçete sorunu çözmek yerine başka bir soruna dönüştürüyor. Dünya Bankası’nın 1994 tarihli Averting the Old Age Crisis diye bir raporu var. Eee, yani yaşlı işte geç yaş krizini engel olma, önleme diyelim. Bu dönüşümün manifestosu adeta. Raporu üç basamaklı bir emeklilik sistemi öneriyor. Birinci basamak kamusal, asgari güvenceye küçültülmüş olarak çok ufak da olsa bir asgari kamusal emeklilik ama yani geçinmeyecek kadar. İkinci basamak zorunlu bireysel tasarruf. özel fonlara aktarılacak. Üçüncü basamakta gönüllü bireysel tasarruf yine özel fonlara. Şimdi bu model emeklilik sorumluluğunu aslında devletten bireye kaydıran bir model ve devasa bir sermaye havuzunu da finans sektörünü açıyor. Şili bu modelin ilk laboratuvarı. Pinoşe diktatörlüğü altında 1981’de kamusal emeklilik sistemini özelleştiriyorlar ve sonuç 40 yıl sonra Şile’de emeklilerin büyük çoğunluğu yoksulluk sınırının altında yaşıyor. 2019’daki büyük toplumsal isyanın tetikleyicilerinden bir tanesi aslında emeklilik sistemiydi. Şili’de emekliler eee sokaklara çıkıp dediler ki hayatımız boyunca prim ödedik. Özel fonlar milyarlar kazandı. Biz sefalet maaşı alıyoruz. Kar özelleştirildi. Maliye toplumsallaştırıldı. Bu kanalda bunu çok sık söylüyorum biliyorsunuz. Aynı model farklı versiyonlarla dünyaya yayıldı. Arjantin denedi, başarısız oldu. 2008’de tekrar kamulaştırdı. Macaristan denedi, 2010’da geri döndü. Polonya denedi, kısmen geri aldı. Ama her ülkede finans sektörü o süreçte devasa komisyon gelirleri elde etti. Sistem başarısız olsa bile fon yöneticileri para kazandı. Risk bireyde kaldı. Getiri sektörde. Şimdi Türkiye’ye gelelim. Türkiye’de biliyorsunuz kamusal emeklilik sistemi SGK ciddi yapısal sorunlar taşıyor. Bu doğru. Eee, aksini iddia etmiyorum. Aktüyel denge bozuk. çalışan emeklilik oranı düşüyor. E kayıt dışı istihdam primi ödenmeyen milyonlarca insan demek. Erken emeklilik uygulamaları sistemi zorladı. İşte seçimden önce de 2023’ten evvel biliyorsunuz emeklilikte yaşa takılanlar eee vasıtasıyla işte o eee ciddi sayıda insana erken bir şekilde emekli olma anlamı taşındı. Ve bunun anlamında da şu oldu aslında. 30 yıl çalışmış insanlar eee ya şu tabii şu da var yani. Tamam bütün bunların hepsi oldu. Bunun hepsine bir şeyim yok. Yani itirazım yok açık konuşmak gerekirse. Emekli sayısı ama Türkiye’de şu anda 16 milyonu aşmış vaziyette. eee aktif sigortalı sayısı yaklaşık 25 milyon ama bunların önemli bir kısmının primi düzensiz ödeniyor. Şimdi SGK açığı her yıl 100 milyarlarca lirayı buluyor ve hazine transferleriyle sübvansiye ediliyor, finanse ediliyor. Yani kamusal emeklilik sistemi zaten aslında sübvansiye ediliyor. Ama bu sübvansiyon maaşları yükseltmeye değil de sistemin batmamasına harcanıyor. Ve tabii Türkiye’de emekli gerçeği çok sert. Türkiye’de emeklilerin büyük çoğunluğu ekiş yapmak zorunda. Eee işte yani SGDP ödeyen yani emekli olup da çalışmaya devam eden milyonlarca insan var ki bunun anlamı şu. 30 yıl çalışmış insanlar emekli olduğunda dinlenemiyor. Çünkü emekli maaşı geçinmeye yetmiyor. Ve bu da aslında emeklilik kavramı dediğimiz şeyin tanımsal olarak iflası değil mi? Emeklilik dediğimiz şey aslında çalışmamak demek. Ama tabii bu sorunların çözümü olarak sunulan araçlar sıkıntılı. Şimdi burada ne araçlar var bize sunulan? Hani çözüm olarak sunulan araçlar. Bir tanesi bunların BES. Şimdi BES bireysel emeklilik sistemi 2003’te başladı. Gönüllü katılım. Eee memurlar başta bir zorunlu katıldılar ama isterlerse çıkabiliyorlardı. eee, devlet katkısı teşvikiyle, eee, bir gönüllülük mekanizması yaratılmaya çalışılıyor. Mantık da basit. Sen de kendi emekliliğin için biriktir. Devlette sana %25 katkı koyar. Bunu düşürdüler. Sonra şimdi en son %20’ye kulağı güzel geliyor. Ama pratikte ne oluyor? BES fonların önemli bir kısmı özellikle başlangıç ve standart fonlar eee, uzun yıllar boyunca enflasyonun altında getiri sağladılar. Eee, ki devlet katkısını da biliyorsunuz devlet tahvil araçlarından daha fazla bir şey koyamıyorsunuz. Şimdi yüksek enflasyon dönemlerinde birikimler reel olarak eridi maalesef ki bankalar besi bir finansal ürünü olarak sattılar ama aslında bu eee fon yönetimini aktif olarak takip etmedi ve birçok katılımcının birikimleri yıllarca standart fonlarda atıl kaldı maalesef. İşte giriş aidatı, yönetim kesintisi, fonu, işletim gider kesintisi bazı fonlarda bazı bireysel emeklilik fonlarında var. Bazılarında yok. Bunlar tabii eee ortalamada fon getirisini aşağı çeken hususlar ve gidip de işte şikayet var gibi platformlara gidin bakın bez şikayetlerinin büyük bölümü şu işte param eriyor çıkmak istiyorum ama devlet hakkısını kaybediyorum diyorlar. 2017’de OKS otomatik katılım sistemi geldi. 45 yaş altı çalışanlar otomatik olarak BS dahil edildi. Cayma hakkı vardı ama sistem sizi içeri çekiyor. Çıkmanız için aktif adım atmanızı bekliyordu. E bu işte davranışsal ekonominin varsayılan seçenek tuzağı. Aslında cayma oranları çok yüksek oldu bu arada. Ben de dahil Ceyanlar oldu. Çünkü insanlar zaten geçinemiyorken maaşlarından ek kesinti yapılmasını kabul etmediler. Sistem tasarruf yapamayan insanlara tasarruf yap demekle tasarruf yaratamayacağını kanıtladı adeta. Ve şimdi de test konuşuluyor. E tamamlayıcı emeklilik sistemi geliyor deniyor. İşte önce 2026 başında devreye girecek dendi. Sonra 2026’nın 2inci çeyreğinde yürürlüğe girmesi planlanıyor göreceğiz. Değişebilir. Çünkü bu zorunlu olacak eğer uygulanmaya başlanırsa. Ama tabii tesi anlamadan evvel Türkiye’nin bu alandaki acı tarihine bakmak gerekiyor. Key mesela vardı. Konut edindirme yardımı. Hatırlayan var mı bilmiyorum. 1987’den 1995’e kadar çalışanların maaşlarından kesilen tasarruflar konut fonu olarak biriktirildi. Sonra sistem tasfiye edildi ve insanların birikimleri yıllarca geri ödenmedi. Ödinde de enflasyon karşısında erimiş inanılmaz komik rakamlardı. Yani devlet daha önce de çalışanlardan zorunlu kesinti yaptı. Fonlar da biriktirdi ve sonuç fiyaskoyla bitti. ki bu hafıza tese olan güvensizliğin temelinde yatıyor maalesef ve haksız bir güvensizlik değil. Süper emeklilik vardı. Bilmiyorum hatırlayanlar var mı? Benim annem mesela süper emekli başvurusu yapmıştı. Ciddi miktarda daha yüksek bir katkı ödüyordunuz. Daha yüksek bir emeklilik geliri alacaktınız. Sonra o da yalan oldu. Yani ayrıntılarına bakarsanız merak edenler. Şimdi testin detaylarına bakalım mesela gelecekse bu sefer durum farklı olacak gibi gözüküyor. Eğer uygulanırsa tabii ki zorunlu katılım olacak. Cayma hakkı olmayacak. Çalışanların brüt maaşından %3 kesinti yapılacağı söyleniyor. İşte işverenden de %3 katkı gelecek. Devlet katkısı başlangıçta sıfır olacak. En az 10 yıl sistemde kalma zorunluluğu olacak. Kadınlar 58, erkekler 60 yaşında çıkabilecekler ve yaklaşık 20 milyon çalışanı doğrudan ilgilendiren bir sistem olacak. Burada testin resmi amacının SGK emekli maaşına ek bir gelir kaynağı yaratmak olduğu söyleniyor, konuşuluyor. Kulağa mantıklı geliyor ama tabii burada birkaç soru sormak lazım. Birincisi kamusal emeklilik sistemi neden yeterli maaş ödeyemiyor? Eğer SGK düzgün finanse edilse, prim tabanı genişletilse, kayıt dışı istihdam azaltılsa, emeklilik yaşı aktüyel dengeye göre ayarlansa tese ihtiyaç olur muydu? Yani kamusal sistemi düzeltmek yerine yanına ikinci bir sistem eklemek, birinci sistemin yetersizliğini kabullenmek ve bu yetersizliği bireysel tasarrufa havale etmek demek. Yani devlet diyor ki aslında sen ha ben yeterini yeterli emekli maaşı veremiyorum. Sen kendin biriktir. Ama ikincisi birikimler nereye gidiyor sorusu var. Şimdi emeklilik fonlarına. Bu fonları kimler yönetiyor? özel emeklilik şirketleri yani 20 milyonun çalışanın maaşından her ay kesilen para devasa bir sermaye havuzu oluşturacak. Bu havuz sermaye piyasalarına uzun vadeli kaynak sağlayacak ki testin açıkça belirtilen hedeflerinden biri de bu zaten. Yani sizin emeklilik birikimleriniz aynı zamanda sermaye piyasasının yakıtı. Fon yöneticileri yönetim ücreti alacak. Emeklilik şirketleri komisyon alacak. Sermaye piyasası likidite kazanacak. Ama getiri garantisi var mı? Tartışılır. Piyasalar düşerse birikimleriniz eriyecek. Risk sizin. Üçüncüsü kıdem tazminatı ile bağlantısı. Test tartışmaları kıdem tazminatı reformuyla paralel yürüyor. Tabii daha ne olacağı belli değil ama korkutucu senaryo şu. Kıdem tazminatı fona devredilirse eğer işçinin en önemli güvencilerinden bir tanesi yani işten çıkartıldığında toplu ödeme alma hakkı ortadan kalkabilir. Şimdi kıdem tazminatı Türkiye’de iş güvencesinin fiili temellerinden bir tanesi. İşverenler yüksek kıdem tazminatı maliyeti nedeniyle keyfi işten çıkarmadan kaçınıyorlar. E bunu fona devretmek işverenini bu maliyetten kurtarır ama işçiyi de güvenceden kurtarır. Bunu söyleyelim ki dünyaya baktığımızda da emeklilik özelleştirmesinin bilançosu maalesef pek parlak değil. Bunu görüyoruz. Amerika’da mesela 401K 401k diye geçiyor. 41K diye. Yani işte çalışanlar vesaire o şekilde yazarlar. Ben de Amerika’da maaş aldığımda vakti zamanında e böyle bir fonum vardı. eee, bireysel emeklilik hesabı yasa maddesinden dolayı hani 401k diye geçiyor. 40 yıl aşkın süredir uygulanıyor. Sonuçta Amerikalıların yarısının emeklilik hesabında yeterli birikim yok. Yani işte bu 4.01K varlıkların büyük bölümünün en zengin %20’nin elinde yoğunlaştığını görüyoruz. Düşük gelirli çalışanlar ya sisteme hiç katılamıyor ya da yetersiz birikim yapıyor. Risk tamamen bireyde ki 2008 krizinde mesela emeklilik hesapları %30 %40 değer kaybetti. emekliliğe yakın olduğunu düşünen insanlar, “Tamam yeterince param var artık emekli olabilirim.” diyen insanlar bir anda o e varlıkları düşünce planlarını yıllarca, emeklilik planlarını yıllarca ertelemek zorunda kaldılar. Ama fon yönetim şirketleri piyasa düşerken bile yönetim ücreti almaya devam ettiler. E Avustralya’nın bir superation sistemi var. Avustralya üniversitelerinde mesela akademik pozisyon ilanlarında hep bu yazar. İşte super enation sisteminde şu kadar katkı veriyoruz vesaire. zorunlu bireysel emeklilik sistemi. O da benzer sorunlar taşıyor. Fon yönetim ücretleri yıllarca aşırı yüksek kalmış vaziyette. Düzenleyiciler bile bunu eleştiriyorlar. Fonlar arasındaki performans farkı devasa. Doğru fonu seçen kazanıyor, yanlışı seçen kaybediyor. Yani emeklilik bir fon seçim becerisine mi bağlı olmalı? Eee mesela İngiltere’de 2008 sonrası otomatik katılım sistemi getirildi. Türkiye’nin OKS’sine benzer ve cayma oranları düşük tutuldu ama düşük gelirli çalışanların birikimi sembollik düzeyde kaldı. Hollanda’nın mesleki emeklilik fonları sistemi en iyi örneklerden bir tanesi sayılıyor. Ama orada bile son yıllarda fonların emekli maaşlarını yeterince arttıramaması büyük protesto dalgalarına yol açtı. İskandina modeline bakalım. İsveç, Danimarka, Norveç. Burada güçlü kamusal emeklilik sistemleri, yüksek ikame oranları, düşük yaşlı yoksulluğu var. Eee İsveç’te emekli geliri ikame oranı %75’in üzerinde. Danimarka’da yaşlı yoksulluğu oranı %3’ün altında ki OECD ortalaması %14. Yani bu ülkelerde bireysel emeklilik de var, yok değil ama kamusal sistem güçlü olduğu için tamamlayıcı olarak var. İkame edici olarak yok. Yerine geçmiyor yani kamusal sistemi sadece tamamlıyor. Eee fark bu. Yani kamusal sistem güçlüyse bireysel tasarruf bir bonus ama kamusal sistem zayıfsa bireysel tasarruf bir zorunluluk oluyor ve bu zorunluluk düşük gelirli insanlar için karşılanamaz bir yük haline geliyor. Burada sınıfsal boyutu da çok net bence. Bireysel emeklilik sistemleri iyi kazanan insanlar için çalışıyor. Yüksek gelirli biri düzenli katkı yapar. iyi fon seçer. Uzun vadede birikim oluşturur. Evet. Düşük gelirli bir de biri. Özellikle bir de zaten finansal açıdan hani fonları falan seçme finansal okur yazarlığına ve ekonomik yazarlığına sahip değilse zaten geçinemiyor. Brüt maaşından %3 kesildiğinde net maaş daha da düşecek. Hayat pahalılığıyla mücadele ederken 10 yıl boyunca birikimine dokunamamak da ağır bir yük. Ve 10 yıl sonra biriktirilecek tutar ne kadar olacak? Şimdi asgari ücretli bir çalışan için aylık 700800 lira civarında kesinti 10 yıl boyunca fon getirisiyle birlikte belki bilmiyorum 1502.000 000 lira bir birikim getirecek. Bu ek bir emekli maaşı olarak ayda birkaç bin lira demek. Yani ciddi bir fark yaratmaya yetmeyecek bir tutar aslında. Üst gelir grubundakiler için anlamlı ama alt gelir grubundakiler için tamamen sembolik. Yani toparlayayım. Burada olumsuz konuştuğum biliyorum ama size emeklilik hakkında anlatılan hikaye genel olarak şöyle bir şey olur. Nüfus yaşlanıyor. Sistem sürdürülemez. Devlet herkese bakamaz. İşte kendini için biriktir, bireysel sorumluluk al, bunu yapmak zorundasın falan. Bu hikayenin demografik kısmı doğru ama çerçevesi yanıltıcı bence. Çünkü aynı devletler bankaları kurtarmak için trilyonlarca dolar bulabiliyorlar. Şirketlere vergi teşviki, vergi istisnası, vergi affı getirebiliyorlar. İşte otoyollara, köprülere, hastanelere garanti sağlayabiliyorlar ama emekli maaşlarına gelince kaynak bulamıyorlar. Hani mesela kaynak yetersizliği değil sanki. Kaynak tahsisi tercihi gibi gözüküyor ki gerçek hikaye bence şu. Anlatılan hikayeden bir miktar farklı olarak kamusal emeklilik sistemi eee bilinçli politika tercihleriyle zayıflatıldı. Bütün dünyada düşük prim tabanı, kayıt dışı istihdama, göz yumma, erken emeklilik popülizmi. Ülkemizde bunlar daha sık yapılıyor tabii ki. Yetersiz aktüel yay planlama. Sonra bu zayıflık özel sektöre kar alanı olarak açıldı. İşte bester, OKS’dir, testleri, şudur budur. Yani emeklilik riski devletten bireye kaydırılıyor. Emeklilik tasarrufları finans sektörüne aktarılıyor ve fon yöneticileri piyasa düşse de çıksa da sizin birikimlerinizden komisyon almaya devam ediyorlar. Yani kar özelleştiriliyor, risk toplumsallaştırılıyor. A tabii bu sefer risk de bireyselleştiliyor. Onu da söyleyelim. Eee, toplumsallaştırılmanın da ötesinde bireyselleştirildiği için toplumsallaştırılıyor aslında. Test kötü bir sistem mi? Tek başına değerlendirildiğinde aslında işveren katkısının zorunlu olması olumlu bir adım. Bunu söyleyeyim. Ama mesele şu. Test tamamlayıcı emeklilik sistemi kamusal emeklilik sisteminin güçlendirilmesinin alternatifi olarak mı sunuluyor yoksa tamamlayıcısı olarak mı? Şimdi adı tamamlayıcı. Ama eğer SGK maaşları insanlara insanca yaşama yetecek bir seviyeye çıkartılsa emeklilik maaşları ve test gerçekten ek bir gelir olursa çok güzel ama SGK maaşları düşük kalmaya devam ederse ki öyle olacak gibi gözüküyor ve test işçinin maaşından kesilen zorunlu bir yükse o zaman bu emekliliğin iyileştirilmesi için değil de eee kamusal sorumluluğun bireye yıkılması olacak birebir. Ya Bismark’ın Almanya’da eee 135 yıl evvel kurduğu sistem bir toplumsal sözleşmeydi ve dünyaya da öyle yayıldı. Çalış, prim öde. Devlet yaşlılığında seni korur. Bugün bu sözleşme yeniden yazılmak isteniyor. Hatta yazılıyor istenmesini geçtim. Yeni sözleşme diyor ki çalış prim öde ama emekliliğin için de kendin biriktir. Riski kendin taşı. Fonu kendin seç. Piyasa düşerse kendin katlan. Toplumsal sorumluluk bireyselleştiriliyor aslında ve bu bireyselleştirmenin her adımında birisi komisyon kazanıyor. Emeklilik krizinin bence gerçek çözümü bireysel tasarruf hesaplarını çoğaltmak değil kamusal sistemi güçlendirmekten geçiyor. Kayıt dışı istihdamı daraltarak prim tabanını genişletmek, ne bileyim emekli maaşlarını insanca yaşam standartına çekmek ve evet bunu finanse etmek için de sermaye girilerini gerekirse daha adil vergilendirmek, daha progresif, daha yüksek oranda vergilendirmek. Danimarka bunu yapıyor, İsveç bunu yapıyor, Norveç bunu yapıyor. Bunlar hayal değil. işleyen modeller. Ama tabii bu modeller karın ve riskin yeniden dağılımını gerektiriyor ve tam da bu yüzden bence sanki masaya gelemiyor gibi hissediyorum. Bu konuyla ilgili söyleyeceklerim bu kadar. Eee, Yeşil Şehir Bursa pek de yeşillik almamış ne yazık ki baktığım zaman. Eee, açıkçası borsaya yıllar Bursa şehrini yıllarca yönetenleri de burada olumsuz bir şekilde almaktan geçemeyeceğim. Ben Bursa’dan çok sık geçtim. Yani şehirlerarası yolculuk yaparken hep geçtiğim, arada belki kısa bir mola verdiğimiz falan bir şehirdi ama içini böyle çok detaylıca gezmemiştim. inanılmaz güzel bir şehir aslında. Tarihi itibariyle vakti zamanda da çok hakikaten doğası itibariyle de çok güzel bir şehirmiş ama şu anda etrafa baktığımızda sadece beton görüyoruz maalesef. Yeşil Bursa beton Bursa olmuş vaziyette. Hani bunu da bilmiyorum Bursa’dan izleyenler oluyor mu eee kanalı ama e eminim kendileri de şikayetçidir. Eee mevcut durumdan Bursa’nın geldiği y dedelerin babalarının anlattığı Bursa’dan, şu andaki günümüzdeki Bursa’ya geliş sürecinden. Bunu da bir dipnot olarak paylaşmak istedim. Kayıtlı şekı izlediğiniz için teşekkür ediyorum ve hepinize iyi günler diyorum. Bir sonraki yayında görüşmek dileğiyle.